17 yaşındalığın öyküsü

17 yaşındalığın öyküsü

Ben de dinliyorum "o" garip uğultuları" ve Yazıyorum... Yalnız ben hiç buluşamadım ortak paydada.

Biz Yarattık: Ego Hayvanat Bahçesi...

28/2/2009


Bu ego bu aralar fazla olmaya başladı...  Konuya  nereden girmem gerektiğine pek fazla emin değilim (Buda bi giriş oldu yaav)
Melih'in egosu! işin esprisi tabi...

Sigmund Freud 'un üç bölümlük kişilik kuramında, algılanan benliğe en yakın olan kısım olarak sosyal yaşıntıda yerini alan bu naneden rahatsızım.

İnsanların  bunca bilgiyi akıllarında tutmalarını sağlayan bu naneyi eleştiricez bu yazımızda. Kendi kuyumuzu kendimiz kazarak nasıl mutsuzluk kuyularına indiğimizi derinlemesine çözümleyeceğiz.
Kızılayda yürürken dost kitapevi nin önündeki punk palyaçoları hepinizin dikkatini çekmiştir. Yada onların karşısındaki "beli düşük ağzı açık serserileri". Bir tek çocuk olarak bunların neden bu kadar dikkat çekmek için uğraştıklarını hep merak etmişimdir. Sonunda vardığım kanı da "biz yarattık" oldu. Ta herşeyin en başına gidelim... Pahalı ve gösterişli şeylere merakımızla başladı herşey. O zamanlar zengin çocuğun getirdiği basmalı kalem başlattı herşeyi. Ardından alınan marka çantalar, ışıldaklı ayakkabılar. Hangimiz Adidas ın dikişli topu için ailelerine yalvarmadı ki? Küçüklüğümüzde safça bir kalite tutkumuz başladı. Doğayı önemsemeden. Kaplumbağaların kabuklarına bakamadan kaplumbağa kalem kutularımız oldu çoğumuzun. Doğayı petshoplarda tanıdık. Kelebek peşinde koşmadık ama saatlerce kola kutularıyla yaptığımız kalelerde dikişli topla futbol oynadık.
Zamanla beton şehirlerde pahalı modalarla uğraştık, iyi şeyleri istedik. Sonunda insanlara sadece maddi kaygı yada çıkar için dost olabildik. Mutlu olmak için yapacağımız şeyin insanların bize ilgi göstermesi olduğunu anladık. Bazıları güzeldi ve onun için ilgi gösteriliyordu. Bazılarımız çirkin. Ama biz hep mutlu olmayı yanlış yerlerde aradık. Hala pahalı giysiler peşinde koştuk ve insanları düşünceleriyle değil görünüşleriyle yargılamaya başladık. Doğadan uzaklaştık ve prozac toplumunu yarattık. Bunca teknoloji ve iletişim araçları olmasına rağmen konuşmayı özledik, dostluğu unuttuk ve depresyona girdik. Evet sırf para kazanıp insanların bize ilgi göstermesi için yaptık bunu. Acayip cümleler ezberleyip hava atmaya çalıştık.
Ama dostlar dediğim gibi doğadan uzaklaştık...
Suyunun güzelliğini, böceğin ilginçliğini, bitkinin mucizesini konuşmayı unuttuk. Bizler basit bir hayvanız ve en akıllısıyız. Aklımızı kötüye kullandık ve teknolojiyi, hırsı yarattık. Hep birbirimizi geçmek istedik.
Oysa doğada ne mutluluklar vardı... Eğitime, bilgisayarlara gerek yok. Şuan doğaya götürsek bizleri çoğumuz yaşayamaz, alışamaz. Ama herşeyin orda başladığını ve en gerçek mutluluklarımızı doğada yaşadığımızı bilseydik inanın biz teknolojiye hayır derdik.

Dertsiz, tasasız yaşantımızı bıraktık.  Egomuzu tatmin etmek için bunları yarattık... Keşke olmasaydıda hiç nükleer tasamız olmasaydı bizim. Ya da hiç kanser hastalığımız olmasaydı. Prozac hiç icat edilmiş olmasaydı.
Ve hepimiz mutlu olsaydık.
Ah keşke egomuz olmasa

Not: Eğitime karşı oluşum bu düzende yaşamak isteyenlere uymuyor olabilir. Eğer bu düzeni seviyor ve ona bağlıysanız eğitim alın, aldırın kesinlikle. Ama sonradan bilgisayar icat edidiğinde gençleri kötü etkiliyor demeyin. Egzozlar çok duman salıyor nefes alamıyorum demeyin. Yada kolundaki bilezikler için kapkaça uğrayana yazık demeyin. Bunların hepsi makina mühendislerin, doktorların ortak çalışması. Bilime sevdalı adamlar yarattı prozac ı da cep telefonunuda, egzozlarıda. Ve şehrin dışındayken hissettiğiniz mutluluğu getirin şimdi aklınıza. Ama dönmek zorundasınız siz...
Halbuki özgürce yaşamak, mutlu olmak varken...

Eğitimli bir egoist...

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »