17 yaşındalığın öyküsü

17 yaşındalığın öyküsü

Ben de dinliyorum "o" garip uğultuları" ve Yazıyorum... Yalnız ben hiç buluşamadım ortak paydada.

18

12/12/2009

Yaklaşık 5 aydır 18 olmama rağmen blogun ismi 17oldum. Niye böyle bi adres seçmişim ki?

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Poşet

7/12/2009

Yanınızda bi adam varken ve siz onunla her zaman olduğunuzdan daha mutlu gözükürken;
Yan masaya bakmamalısınız. Bu sizi basitleştirir. Ve insanlar sevmez basit insanları.
Eğer gerçekten istiyorsanız sevmeyi ve sevilmeyi.
Tek değeriniz tek mutluluğunuz "o" olmalı. Sana ve ona ait olan her detay sadece seni ve onu ilgilendirir ve sadece senin ve onun ilgisini çeker.
Aksi takdirde basitleşirsiniz.

Sevilmeyi hakketmelisiniz.

bilmesin ki aslında havada kalan ve geçiştirilen her cümle. Yarayı derinleştirir. ve sonra tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa çevirir.

Bil, ben insanları senin kadar sevmiyorum.
sanırım yanlış "poşet" e bakıyorsun.

Aslında o yazıyı bana yazdığından bile emin değilim.
...

Bil, "poşet"e bakıp göremediklerini anlatmak bana acı veriyor.
Bil, sinirle söylenen ve havada kalan her cümle, yarayı dahada derinleştirir.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Beyni burnun akmış.

21/8/2009

Yıllar öncesinin en yakın arkadaşı şimdilerde kişisel ileti olarak beqüüm kujuuum, kraal ercihh ahaha o bir superstaar yaa diyen birine dönüşmüş. adam resmen evrim geçirmiş. Sen bu kadar gerizekalı değildin oğlum.
Üstelik sürekli napher babpha tarzı mesajlar atıyor. Bizde felsefe dersinde hiç olmadık bi anda parmak kaldırabilmek için tüm felsefe kitaplarını okumaya çalışıyoruz. (adam felsefeden de kalmış)
 Sad but true olarak geçsin kayıtlara.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

15/8/2009

Lise arkadaşı burak, cihan, patron...
Siktir et şimdi beni.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Fark

15/8/2009

Bu blogu niye açtım diye sordum kendi kendime.
Cevap hazırdı. Hemen yapıştırdım.
- Arada sırada yazabilmek için.
Ardından 5 yılda neden blog yazmak isteyen bir insan haline dönüştüğümü sordum kendime.
Basit bir soru değildi bu. Cevap da hazır değil bu sefer. Bir sürü neden var. ve bir çok sonuç.
insan
Hayatımı değiştirenlerin hayatları değişmişti, ve ben tüm değişimlerin kurbanıydım. 
Kendimi yapılması zorunlu bir yolculuğun saf dışı bırakılmış yolcusu olarak hissediyorum. Yürüyor ve koşuyorum lastik izli asfaltta.
Bir kız. Aslında yıllardan beri aynı kız. Yolculuktan bana kalan.O kendi ayakları üzerinde yürüyemiyor.Normal bir yolcu. rahatı iyi. hoşlanıyor belkide benden.
Ama...
Gülümsemesi  sahte.
Vücudu başka yerdeyken bana bakması, beni sevdiğini göstermez. Beni tanıdığını sanıyor, yanılıyor, ben her cümleyi süsleyebilirim ve her cümle beni süsler.
Bir fotoğrafla yıkılabilir hayallerin. Ben tanıdığın ben değilim.
Hayat herkesi aynı şekilde sürüklerken, ben indim o trenden.
Ve şimdi herkes aynı.
Ben farklı.

Cevap hazır değildi henüz...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Biz Yarattık: Ego Hayvanat Bahçesi...

28/2/2009


Bu ego bu aralar fazla olmaya başladı...  Konuya  nereden girmem gerektiğine pek fazla emin değilim (Buda bi giriş oldu yaav)
Melih'in egosu! işin esprisi tabi...

Sigmund Freud 'un üç bölümlük kişilik kuramında, algılanan benliğe en yakın olan kısım olarak sosyal yaşıntıda yerini alan bu naneden rahatsızım.

İnsanların  bunca bilgiyi akıllarında tutmalarını sağlayan bu naneyi eleştiricez bu yazımızda. Kendi kuyumuzu kendimiz kazarak nasıl mutsuzluk kuyularına indiğimizi derinlemesine çözümleyeceğiz.
Kızılayda yürürken dost kitapevi nin önündeki punk palyaçoları hepinizin dikkatini çekmiştir. Yada onların karşısındaki "beli düşük ağzı açık serserileri". Bir tek çocuk olarak bunların neden bu kadar dikkat çekmek için uğraştıklarını hep merak etmişimdir. Sonunda vardığım kanı da "biz yarattık" oldu. Ta herşeyin en başına gidelim... Pahalı ve gösterişli şeylere merakımızla başladı herşey. O zamanlar zengin çocuğun getirdiği basmalı kalem başlattı herşeyi. Ardından alınan marka çantalar, ışıldaklı ayakkabılar. Hangimiz Adidas ın dikişli topu için ailelerine yalvarmadı ki? Küçüklüğümüzde safça bir kalite tutkumuz başladı. Doğayı önemsemeden. Kaplumbağaların kabuklarına bakamadan kaplumbağa kalem kutularımız oldu çoğumuzun. Doğayı petshoplarda tanıdık. Kelebek peşinde koşmadık ama saatlerce kola kutularıyla yaptığımız kalelerde dikişli topla futbol oynadık.
Zamanla beton şehirlerde pahalı modalarla uğraştık, iyi şeyleri istedik. Sonunda insanlara sadece maddi kaygı yada çıkar için dost olabildik. Mutlu olmak için yapacağımız şeyin insanların bize ilgi göstermesi olduğunu anladık. Bazıları güzeldi ve onun için ilgi gösteriliyordu. Bazılarımız çirkin. Ama biz hep mutlu olmayı yanlış yerlerde aradık. Hala pahalı giysiler peşinde koştuk ve insanları düşünceleriyle değil görünüşleriyle yargılamaya başladık. Doğadan uzaklaştık ve prozac toplumunu yarattık. Bunca teknoloji ve iletişim araçları olmasına rağmen konuşmayı özledik, dostluğu unuttuk ve depresyona girdik. Evet sırf para kazanıp insanların bize ilgi göstermesi için yaptık bunu. Acayip cümleler ezberleyip hava atmaya çalıştık.
Ama dostlar dediğim gibi doğadan uzaklaştık...
Suyunun güzelliğini, böceğin ilginçliğini, bitkinin mucizesini konuşmayı unuttuk. Bizler basit bir hayvanız ve en akıllısıyız. Aklımızı kötüye kullandık ve teknolojiyi, hırsı yarattık. Hep birbirimizi geçmek istedik.
Oysa doğada ne mutluluklar vardı... Eğitime, bilgisayarlara gerek yok. Şuan doğaya götürsek bizleri çoğumuz yaşayamaz, alışamaz. Ama herşeyin orda başladığını ve en gerçek mutluluklarımızı doğada yaşadığımızı bilseydik inanın biz teknolojiye hayır derdik.

Dertsiz, tasasız yaşantımızı bıraktık.  Egomuzu tatmin etmek için bunları yarattık... Keşke olmasaydıda hiç nükleer tasamız olmasaydı bizim. Ya da hiç kanser hastalığımız olmasaydı. Prozac hiç icat edilmiş olmasaydı.
Ve hepimiz mutlu olsaydık.
Ah keşke egomuz olmasa

Not: Eğitime karşı oluşum bu düzende yaşamak isteyenlere uymuyor olabilir. Eğer bu düzeni seviyor ve ona bağlıysanız eğitim alın, aldırın kesinlikle. Ama sonradan bilgisayar icat edidiğinde gençleri kötü etkiliyor demeyin. Egzozlar çok duman salıyor nefes alamıyorum demeyin. Yada kolundaki bilezikler için kapkaça uğrayana yazık demeyin. Bunların hepsi makina mühendislerin, doktorların ortak çalışması. Bilime sevdalı adamlar yarattı prozac ı da cep telefonunuda, egzozlarıda. Ve şehrin dışındayken hissettiğiniz mutluluğu getirin şimdi aklınıza. Ama dönmek zorundasınız siz...
Halbuki özgürce yaşamak, mutlu olmak varken...

Eğitimli bir egoist...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı

19/5/2008

Saadet partisi gençlik sitesinde 19 Mayıs ın Allah a isyan olduğu söylenmiş...

Bu gerizekalıların içinde yaşamaya devam ederken bile, herşeye rağmen, inatla bayramımız kutlu olsun. 

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Eğitim sistemi

16/5/2008

Türkiye de öğrencilerin en çok canını sıkan eminim bu sistem olmuştur. Bir Anadolu Lisesi öğrencisi olarak almış olduğum toplam 15 ders var. oturdum saydım ve öğrenci seçme sınavında işime yarıyacak ders sayısının 6-7 yi geçmeyeceğini gördüğüm diğer 5-6 ders öss de işime yaramadığı gibi ilgi alanlarımın körelmesine sebep veriyor ve zaman kaybı yaratıyor. İngilizce ve birkaç dersi bu gereksiz dersler arasında yer vermiyorum tabi. Ancak geri kalan dersler öğrenicinin kafasını yormaya  vedaha çok yalakalık yapmaya yaramaktan başka bir işlev sahibi değiller.

Diğer eğitim sistemlerinde olduğu gibi öğrencinin ilgi alanlarına yönelticek seçenekler oturmuş değil veya tercih edilmiyor.İş bu haldeyken öğrenciler okulu sevemiyorlar. Dersler içinde yer alan ezber konularını bir mf öğrencisi olarak anlamak zor. Hem dersin işleyişi zevkli değil hem de sınavdan çıkar çıkmaz unutacağım bilgiler içeriyorlar. Türkiye de tüm kaplıca isimlerini ezbere bilmenin faydasını daha anlamış değilim.

Okulu sevmiyorum sistemin yanında değilim. Hatta ben yaşayabilmek için öğrenme zorunluluğunun hiçbir zaman yanında olamadım.

hangi gezegenle yarıştığımızın farkına varmamakla beraber oturup dağlarda ovalarda koşturacağımız yerine oturmuş o gezemediğimiz dağların isimlerini ezberliyoruz.

Her taraf beton yığını olmuş ve eğlenebilecek alanlar kısıtlı. Eğlenmekse gürültüden ibaret olmuş.

Kimya dan ve makine den çakan insanlar tarafından egzoz ve sigara dumanları etrafında yaşıyoruz.

Sistem bu haldeyken uyuşturucuya eyilimde artıyor haliyle. insanlar sorunlarını halletmek için bu tür yollara başvurabiliyorlar.

Oysa rekabet olmasa sokaklarda dilediğimiz gibi oynayabilsek mesela ne kadar güzel olurdu...

Biran durup eğitimsiz bir hayat düşünmenizi hayal ediyorum.

Eğitimli halinizle eğitimsizlere bakış açınızı sormuyorum.

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Lazerin keşfi ve Google

16/5/2008

Bugünkü google Türkiye anasayfaya bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Lazerin keşfiyle baya bi ilgilenmiş amcamız. Bir de logo koymuş.

Logonun mükemmel üstü olduğunu felan söyleyemeyiz ama google ın böyle şeylerle ilgilenmesi bizimde ilgimizi çekmiyor değil. Bi ara dünya disco günü felan sandım ama değilmiş tabi.

Lazerin keşfiyle ilgili 5 yaşında ki mahmut un anlıyabileceği bir yazı yayımlayalım...

 

----



İtalyalı bilim adamları 1925 yılında Albert Einstein'in öngördüğü atomik lazerin nasıl işlediğini buldular.
Lazerler güçlü ve hafif taneciklerin veya fotonların akması şeklinde gerçekleşen ışınımlardır.
Bu buluşlarında Florence Üniversitesi araştırmacılar atomlar tarafından üretilen lazerlerin fotonlardan farklı şekilde olmasının imkansız olduğunu  çünkü etkileşen atomların da var olduğunu ANSA italyan ajansına bildirmişler geçtiğimiz cuma günü.
Massimo Inguscio tarafından bu çalışmanın mikro elektirik bilim alanın can alıcı noktası olduğunu kaydetti.
Massimo İnguscio'nun takımı potasyum izotoplarını kullanarak yoğunlaşan atomun manyetizma ile uyumlu olan Einstein ve onun meslektaşı olan Rose'nin teorilerine uygun olduğunu bulduklarını da Massimo İnguscio ayrıca belirtmiş.
Son olarak İnguscio şu şekilde bir demeç vermiş:
"Atomun bu şekildeki titreşimleri neredeyse bir yokluğun göstergesidir".

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Tın tınılar

15/5/2008
Kategori: Muzik kutusu

Bide müzik vardı işin içinde arada böyle şeyler de ekleyeyim diyorum.

Radiohead dan geliyor şimdilik. Niye şimdilikse daha sonra mp3head diye bişey mi var sanki.[ahaha koptum lan mithat öldüm]

Telefonumun zil sesi ayrıca bu müzik.

Aşırı dinlendirici ruhunuz kayıp gidiyor bedeninizden [dın dın eşliğinde]. Sakinleşmeye ihtiyacınız varsa soldan Yaşar Kurt u kapatıp radiohead a dalabilirsiniz.

Blogcugillerden merve ye gelsin buda.

Bari sözlerini de yazayım tam olsun.

 

he was sick of his clock stopping
wind it up, that girls stayed sleeping next to him
watch stops, the batteries run down
he started his broken sentence, "no alarms..."
the watch stops, the batteries run down,
he started his broken sentence,"no alarms and no surprises..."
he was sick of her excuses
to not take off her dress when bleedin' in the bathroom
he was sick of his clock stopping, wind it up
no alarms an no surprises...
no alarms an no surprises...
no alarms an no surprises, please

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı